açık koyu şurda şöyle devam:

7 Mayıs 2011 Cumartesi

tezekten terazinin...

türkiye hâlâ modern bir toplum değil... hoş! modernlik de on numara bir hedef değil a... gene de 'muassır medeniyetler arasına' katılma iştiyakındaki türkiye cumhuriyeti için taşıdığı değere binaen türkiye hâlâ modern değil hâlâ alabildiğine feodal... mesela türkiye'yi kurumsallaşmış bir parti değil, bir lider(?) yönetiyor... tayyip erdoğan'ı akp'den çıkarsak geriye ne kalacağı kuşkulu... aynı anap'tan özal'ı; dyp'den demirel'i; dsp'den ecevit'i çıkardığımızda olan, olacak büyük ihtimalle...

bir hikâyesinde "iyi bir memur ofisten ayrıldığında da işlerin yürümesini sağlayan memurdur..." der bay k... işte o memurlardan bizim buralarda yetişmiyor... evet askerlerimiz bu yargıyı yıkıyor v askerlere göbekten bağlı mhp gibi bir parti de... ancak ne askerler memur; ne de mhp yönetmeye memur olabilmiş ki icraat içinde bir kurumsal devamlılığı, her icraatte aktarılan kurumsal tavrı gözlemleyebilelim...

üst yapısı böyle örgütlenen bir memleketin, gene üst yapıya ait fakat daha düşük profilli kurumları v tek tek yahut beşer onar yurttaşları da mikro ölçekte böyle örgütlenecekler elbet... dernek, sendika, cemiyet/topluluk, siportif, fikri, siyasi, felsefi kulüpler, târikatlar, okullar,radyolar, telvizyonlar, gasteler v tabi tiyatrolar da lider figür üzerinden örgütlenecek yahut lider figür aracılığyla varlığını sürdürecek... liderllikle ilgili bir sorunum yok... sorun: belli ilkeler, kurallar ile sürebilen -o- lidersiz de devam edebilme gücüne sahip biraradalıkların yokluğu, olamayışı... sorun: itaat edilecek, peşinden gidilecek, otur deyince oturulacak, kalk deyince kalkılacak hikmetinden sual olunmayacak bir figüre biat edilerek oluşturulan, o padişahî figür yitince de püf diye dağılıp giden yahut derinden sarsılan biraradalıklar...

tabi bunların içinde birebir deneyimleyebildiğim, dirsek temasına girebildiğim, toplumun diğer örgütleri gibi alfa lider figürüyle yürüyen özel tiyatro toplulukları... bunların en bilinenleri baş aktörlerinin adlarıyla anılanları... tevfik gelenbe tiyatrosu, nejat uygur/uygur kardeşler tiyatrosu gibi... ikinci nesil ilerici, solcu bir anlamda modernist tiyatrolar: dostlar, ast, dast,abt gibi ama bunlar da genco erkal, rutkay aziz, erkan yücel, zeki göker gibi lider figürlerle bitişmiş tiyatro gurupları... üçüncü nesil ise sanat yönetmenliği/süper vizörlük gibi yeni bir lider statüsü üzerinden örgütlenen tiyatro toplulukları...ya da hibrit özellik gösteren sanat yönetmeni v başaktörüyle yani iki güçlü figürle örgütlenen tiyatrolar... tabi bu 'profesyonel' örgütlenme tarzı amatör tiyatrolara, üniversite, lise tiyatrolarına da sirayet ediyor... şenlikler, paneller, anma günleri, atölye çalışmaları düzenleyen amatör çevrelere de... onlarca sene boyunca, gençlerin üstlenmesi gereken yöneticiliği altmışına merdiven dayamış isimlerin üstlendiğine bizzat tanıklık ettim... konservatuarlarda otuz yıldır bayrağı gençlere teslim etmeksizin bölüm başkanlığı yapanları, öğrenci öğretmen demeden bölümündeki herkesi inletenleri, bel büktürüp el öptürenleri yakinen yani bir kere menzilime girmiş olduklarından tanıyorum...

makro düzeyde bir modernleşme için mikro düzeyde örgütlenecek örneklere ihtiyacımız var...

modernleşme iştiyakı ile feodal insiyak arasına sıkışınca, türkiyelilerin tabiatındaki duygusallık daha da açığa çıkıyor; bırakalım bir örgütün içinde ilkeler, kurallara bağlı hareket edebilmeyi bu tür cıvık bir duygusallıkla en dostane ilişkler bile ömürsüz oluyor...

sevgilerimle arz ederim...

0 Reaksiyon: