açık koyu şurda şöyle devam:

11 Mayıs 2011 Çarşamba

etkileme sanatı

yeni yetme gibi alfred hitchcook'un korku hikâyelerini okuyorum... çok beğendiğimi söyleyemem... ama merakla sayfaları çeviriyorum... hızla gözlerim satırları geçiyor... yoğun bir metin okumaktan çok farklı bir şey olsa da keyifli... televizyondaki dizilere, layt filimlere katlanamadığımı söylüyorum sık sık fakat gel gör bu hikâyeler de edebiyatın 'dizileri'... sokaktaki hâdiseye pencereden bakmakla nerdeyse eş değerdeki bu okumlar yahut seyretmelerdeki insiyaki gözetlemeyi, verili merak güdüsünü hafife almamalı sanki...

chp bu konuda çalışmış biraz... düşük emekli maaşına dikkat çekmek için v emekliyi düşük maaştan kurtaracaklarını deklare eden bir filimcik yapmışlar: ak saçlı bir adamcağız simit satıyor... adamcağız diyorum çünkü oyuncunun tipi tam da böyle... tipi diyorum çünkü karakter olması gerekmiyor... karakter olursa genellenemez... niyse!.. oldukça düzgün görünümlü, hoş bir genç hanımefendi bu adamcağız'dan simit alıyor... hanımefendinin yüzü buruşuyor birden; şaşkınlıkla konuşuyor, "hocam?"... adamcağız, "ne yapalım işte zâlim felek bizi buralara sürükledi" der gibi; hatta hababam sınıfı'ndaki mahmut hoca'nın okulun kapanma haberi karşısında başını öne eğişi gibi başını öne eğiyor... hepimizin domestik yüreklerini dağlıyor... sonra araya dış sesin vaadi giriyor v o adamacağızı torununu salıncakta sallarken görüyoruz... oyyy annem!...

benim dalga geçmem bana ait bir küstahlık!.. ama bu filimciğin işe yarayacağını düşünüyorum... zira düşünmekten, tartmaktan, çözümlemekten men edilmiş bir toplum için birinci sınıf bir iş bu... değil mi ya!.. akp'de aynını yapıyor... hollywood'un yahut walt disney'in ulvi vizüel öğretisi galiba böyle böyle dünyaya yayılıyor...

hitchcook'un anlatımı öylesine kodlara bağlı ki seçmenini yakalamak isteyen egemen politikacıdan farksız... mesela hayalet adlı hikâyenin bir yerinde şöyle diyor, "Normal bir yaratıktım ama savaştığım düşman normal değildi. Daha tehlikeli bir kötüyle karşı karşıyaydım: Şeytanla!"-fransızcadan çeviren: süheyla aykut...

normal ne anormal ne? diye sorgulandığı bir çağda hitchcook hiç çekinmeden bu tür sözler edebiliyordu... ya tartışmalardan habersizdi yahut 'kitlelerin' tartışma dışı olduğunu çok iyi biliyordu... yahut da hiçbiri umurunda değildi zenaatına bakıyordu... evet... hayalet adlı hikâyenin tümü alıntıladığım cümleden farksız... zekice gibi görünen entriklerle ilerleyen meraklandırıcı bir kurgu... hepsi bu...

bir de şu var... bugün oturup sabırla kanal 24'ü seyrettim iki saat... ama bu kanal elindeki tüm imkanlara rağmen hitchcook'un avantür hikâyeciliği kadar etkileyici değildi... hatta bir an kendimi seksenlerin trt1'ini izliyormuş sandım... on defa rte'nin konuşmasını yayınlayınca sinirlerim ayağa kalktı...falan filan...

1 Reaksiyon:

feelozof dedi ki...

bir kere adam doğru tesbit de bulunmuş, bunu melekler bile teyid etti: biz dördümüz dünyayı anca çekip çeviriyoruz, şeytan ise tek başına anasını sikiyor : )
tanrı kadar anormal zira tek, yine akıl yürütelim, minimum normal mesela, hım, bunun için iki "şey" de yetmiyor, 3 ve 10, hangisi anormal söyleyemeyiz, bazen üç "şey" yetebilir, 3, 3buçuk, 10,
neyse cüneytciim, ben konuyu şuraya getiricem, hayatın spesifik bir uç noktasında tanrı mevzuatıyla da, şeytan mevzuatıyla da tanıştım, metafor değildi sadece, foraydı, metaforaydı,,,
tanrı hakkında çok atıp tuttular, ama ben sana şeytandan bahsedeyim, onunla tanıştım, niye ademin önünde secde etmedin dedim, adem şempanze 2.0 dedi, iyiliğini de, kötülüğünü de bir şeye dayandırır, bak şimdi sana bir şey göstereceğim dedi, yoktan bir silah varetti, mevzu bu da değil dedi, sokakta annesinin elinden tutan bir çocuğu kafasından vurdu, niye yaptın bunu dedim, niye dedi ve patlattı kahkahayı, bu insanda olmayan şey, saf kötülük: sebepsiz!!!!
bu arada yorum için istedikleri kelime doğrulama heectork çıktı, tesadüf mü dersin, yoksa şeytan mı kökledi gazı sonuna kadar,,,