açık koyu şurda şöyle devam:

  • Cümleler No:14 - Fırlayıp kaçmasın, arabaların altında kalmasın diye çocuğun elini sıkı tutuyorsun belki sırf bu yüzden çocuk elini çekmeye çalışıyor ve sen daha çok sıkıyo...
    1 hafta önce

9 Ekim 2010 Cumartesi

efendi köle karşıtlığı

olayları, durumları efendi köle karşıtlığı içinden okumak sosyal hayatın çözümlenmesinde önemli olanaklar sağlıyor...

efendi köle karşıtlığının tarihi efendiler veya köleler lehine kazanımlar veya kayıplarla dolu... iki bin yıl evvel atina'daki bir köleye oy kullanacağını, evinin, arabasının, çocuklarının olacağını; çocuklarını okula gönderebileceğini söyleseydik herhalde meşe odununu sırtımızda parçalardı... bugün modern bir köleye patronsuz, gerçekten ama gerçekten eşit, özgür, sömürüsüz-vesayetsiz, yarım gün çalışma yarım gün entelektüel faaliyet, güçlü ve sağlıklı bir hayattan söz edince alınan yanıtlar da pek pek nâzik sayılmazlar hani...

sosyal hayatı efendi köle karşıtlığından yalıtıp çözümlemeye çalışan okumalar çoğunlukla -bilerek bilmeyerek- efendiler lehine veya efendilerin emrinde, veyahut da efendiler için yapılan okumalardır... efendinin ekmeğini yiyerek serpilen entellektüel, genellikle efendinin düzenini muhafaza eden bir okumayı va'z etmiş, va'z edecektir... misal, platon'un, mevlana'nın, aristoteles'in, niççe'nin düşünce anaforları okuyanı haklılıklarıyla içlerine çekerler... bir sürü doğru çözümleme, tespit içerirler... ama anforlarının içinde efendilik kölelik durumunun ortadan kaldırılmasına yönelik bir önerme bulunmaz... kabaca niççe hırıstiyanlığa karşıdır, kelamla doğan tanrı'yı kelmala öldürür; mevlana sığlığa katlanamaz allah'ı her yerde görür; platon şairleri ütopyasına almaz; aristoteles soylu ve soysuz, değerli ve değersiz olarak insanları ikiye böler... saydığım hiçbir düşünürü efendi köle kalıbı ırgalamaz... onlar bu kalıp içinde kalarak iyi bir şeyler ararlar... oysa ki bu kalıbın korunuşudur kötülüklerin sürekliliğini sağlayan... bu kalıp içinde yapılıp edilen her 'iyi şey' sabun köpüğüdür... kalıcı çözüm efendilik kölelik durumunun bütün yansımlarıyla ortadan kaldırılmasıdır...

efendi köle karşıtlığının günümüzde, özellikle alt/üst orta düzeyde gelire sahip çalışan kesime yönelik etkileri bir yaşama kültürü oluşturmuş... william reich, eric from, guy debord, john berger, susan sontag gibi efendi köle karşıtlığı üzerinden sosyal hayatı çözümleyen düşünürler bu kültürün tariflerini yaparlar... günümüz köleleri, küçük kazanımları, küçük sahip oluşları, birer cilalı kabuk olarak örtünen yaratıklara dönüşmeye eğilimlidirler... oturulan ev en belirgin kabuktur... varsılların taklit giysilerini kuşanmak başka bir kabuktur... edinilen bilgi, gidilip dönülen tatil, içilen içkinin markası, yenilen yemeğin egzotikliği ve lüks kategorisindeki sıralaması ve eğlence seçenekleri başka başka kabuklardır... günümüz kölesi katman katman kabuklarıyla dünyaya örtünür... dünyada olup bitene, komşu dairede olanlara, eşine, çocuğuna, ebeveynine, kardeşine karşı hissizleşir... hissizleştikçe kurur... kurudukça mutsuzlaşır... ve genellikle avuntu yahut çare olarak adrenalin, entirika, ilginçlikler, emniyetli maceralar vb. peşinde koşar... kimin nerde ne yaptığı... kimin kime ne dediği, nasıl dediği, niye dediği yüzeysel bir ilgiyle izlenir durur... dünyanın bir yerinde, belki yanı başında bir milyon insanın katledilişini kendini avuturken, bütün hissizliğiyle seyreder... ve bir türlü bu dünyayı anlayamaz... daima yalnızdır... nedenini bilemez... ve cevabını araştırma gereği duymaksızın "ben nerde yanlış yaptım" deyip durur... mızmız, alıngan, taşkın, saldırgan, dikkatsiz, hazcı, dedikoducu köleler alışveriş merkezlerinde kredi kartlarıyla göğüslerine çizik atarak dolaşırlar... metalik bir kan kokusu yayılır şehir merkezlerine...

günümüz kölesinin -denetimi açısından- bir topluluğa, cemiyete, cemaate, târike, tekkeye, okula bağlılığı önemlidir... önünde milliyetçilik, faşistlik, dîni fanatizm, ırkçılık ve türlü ayrımcı ideoloji örgütlenip durmaktadır... bir millyetçi her şeyin iyi ve kötü gidişini ülkesindeki farklı milliyetlerle izah eder... 'dinci' her türlü kötü gidişi dinsel yozlaşmayla, dinsel standartların yıkılmasıyla ilişkilendirir... faşist ve ırkçı toplumu düzeltmek için gözü kapalı terör estirir... böylece efendi köle karşıtlığı bir yandan örtülür ve stabilize edilirken diğer yandan efendiler lehine işler, korunur...

günümüz kölelerinin kültürü ve ayrımcı örgütlenmeleri efendilerin tercihidir... efendilik ve kölelik durumunun ortadan kaldırılması fikri sindirilmiş, öğütülmüş yahut bir hoş seda'ya, bir oyalayıcı hâyale dönüşmüştürülmüştür... kölenin öz malı olan doğanın tahribatı gene kölenin umurunda değildir... yanı başında ırzına geçilen kadın, tekmelenen köpek, öldürülen çocuk umurunda değildir...

günümüz efendisi en kirli şeyleri en iyi paketler ve tanıtımlarla satabilen patrondur... patron, en kirli şeyi satmakla kalmaz atıklarıyla en temiz şeyleri de kirletir... tek hedefi vardır: kâr!.. efendi köle karşıtlığına körleşmiş, ayrımcı idealler ve örgütlenmeler içinde birbirini boğazlyan köleler efendinin kârına kâr eklerler... patronların kirli dizilerini seyredip, kirli filmlerine gidip arada gösterilen kirli ürünlerin reklamlarından etkilenip, marketlerden orünleri satın alıp kölelik durumlarına imza atarlar... sokakta, kırsalda, yoksul coğrafyalarda açlıktan, patron teröründen ölenlere belki uzak bir ilgi gösterir, yüzeysel bir hüzünle bakarlar... belki çocuklarını patronların askeri olarak, yoksul köleleri öldürmeye gönderirler gururla... günümüz kölesi birer böceğe dönüşmüş birer gregor samsa mıdır?..

barlar, meyhaneler, sosyal ağlar kederli yüreklerle dolar boşalır... kırmızı halı merasimlerine görüntülerini sunarak efendiler katında yer aldıklarını göstermek isteyen patron/efendi adayı köleler parıltılar saçarlar... hakikat daima örtülür...

onlu yaşlarımda anneme dünyanın adaletsiz bir dünya olduğunu anlatmaya çalışıyordum tepinerek... annem de bana, "oğlum beş parmağın beşi de bir mi?" diyordu... ben de ona, "ama hepsi bir ele ait." diyordum... beş parmağın beşi de bir olsaydı gerçek olamazlardı... ne korkunç bir ifadedir şimdi daha iyi anlıyorum, "oğlum beş parmağın beşi de bir mi?"... bu önerme beş parmak da eşit olmak için birbirine benzemelidir önermesini saklıyor... madem ki eşit olamazlar o zaman kölelik efendilik karşıtlığı da uygundur, tabiidir sonucuna ulaştırıyor... öyleyse görmeyelim hayatın bu kısmını, diye fısıldıyor... efendi efendidir köle de köle... kıçımızı basıp oturalım... birbirimize yalanlar anlatalım... görmeyelim gerçeği kör olalım...

efendi köle karşıtlığına göre düşünceler üretmeyen mevlana'nın bir sözüyle bitireyim, "körler yıldızları görmese de yıldızlar vardır."

10 Reaksiyon:

ze z é dedi ki...

Konuya ek ya da ne olduğunu bilemediğim bir şey olarak şunu söylemek isterim. Aslında köle olmak sadece efendinin emrinde olmaktan da öte efendiyi içinde barındırmakla tamamlanıyor. Yani kölelik efendinin kölesi olmayı içselleştirmekte bitiyor. Mesela güncel örnek verelim. Bir dershane öğretmeni günde 12 saat çalışmaktan mutsuz ve patronunun dediğinin dışına çıkamayacağını düşünüyor. Aslında o patronunun sözünden çıkamayacağını düşündüğü için patron-işçi olduklarının farkında değil.
Yani ne efendi efendidir ne de köle köle. Köle efendide içseldir, efendi de köle de.

TURGAY dedi ki...

anneler babalar eğitilmeli , öğretmenler eğitilmeli , çocuk eğitiminde saçma sapan eğitim yerine gereken verilmeli , daha fazla kazanma ve hırs kavramları araştırılmalı enstütülerce , yasalara zenginliğin tanımı yapılmalı ... şimdi anlatacağım hikaye buraya saçma kaçacak belki de ama olsun anlatacağım ...

hikayeyi sergen yalçın ntv de anlattı del boske beşiktaşta idman yaptırırken kaleleri kaldırmış gol atılmasını istemezmiş sadece 20 pas yapmalarını istermiş...

kale olmayınca egolarda düşüyor sporcuların ... ortada atak edeceğin bir kale yok odaklanılması gereken tek şey iyi pas yapabilmek ,uyumlu olabilmek ve bu durumda dahi neşeli ,dinamik olabilmek... tabi durum böyle olunca sporcular ileriye doğru delicesine koşmamaya ya başlamış ama top ve pas yüzdesi neşe ve ahenk kendilerinde imiş..

derken del boske gönderilmiş beşiktaş'tan ....yazın izlediğimiz ispanyanın teknik direktörü olmuş ve o takım da dünya şampiyonu olmuş..

.tabi artık spor da bir ticaret... efendilerin süsü ve prestij unsurları... bu hikayeyi ticari bir unsur düşünülmeden düşününüz birde ...insanların hayat denen akış içerisinde ' bu pas yüzdesi ile ilerlediğini düşünürsek güzel olmaz mı ...

cüneyt uzunlar dedi ki...

zeze, kadın erkekte içkin, zenci beyazda içkin, çocuk ebeveynde içkin, siyah beyazda, mat parlakta içkin...

bu içkinlik bilgisi/verisi iki taraftan birini mutsuz etmenin önüne geçemiyorsa işime yaramıyor görünüyor..

geçiyorsa da daha fazla aydınlatılmak isterim...

teşekkürler...

cüneyt uzunlar dedi ki...

turgay,del boske örneği şirketlerin 'biz bir aileyiz' geyiğini anımsattı...

biz bir aileyiz ve herkes yerini bilir amaç şirketin kazanmasıdır...

biz kazanmasak da olur hani...

outlaw dedi ki...

hegel'e bakmayı bir düşün... efendi-köle diyalektiğiyle bayağı bir uğraşır...

ze z é dedi ki...

sevgili cüneyt, bir şeye içkin olmayan hiçbir şey yoktur.
bu somut bir durum. mutluluk getirmesi sanırım kişiye bağlı.
arı çiçeğe içkin.çiçek arıya.
kimisi buna sevinir, kimisi sevinmez.

cüneyt uzunlar dedi ki...

zeze, "Yani ne efendi efendidir ne de köle köle." lâfına takılmışım galiba...

yani efendi efendi değil, köle köle değil ise efendi kim köle kim...

yel değirmenlerinden mi bahsediyorum o vakit?..

bura yolları çatallanan bahçe...

ze z é dedi ki...

onu yanlış anlatmışım. kusur bende. efendinin kölesizce, kölenin de efendisizce var olamayacağını anlatmaya çalıştım. yani mutlak-ideal bir efendi, mutlak ideal bir köle yoktur anlamında.

dream white dedi ki...

bu iktidar kavgasinda ikimizden birisi köle olucak. belki ben olucam bu, belki bu iktidar oyununa girmek istemedigim icin, hayir hayir zayifligimiz yüzünden digil sadece igrenc oldugu icin. belki sen olucaksin, yumsak basli oldugun icin, insan kavramin baska oldugu icin. ama ikimizden birisi olucak.

iktidar kavgasi olmayan bir toplum düsüncesi cok hosuma gidiyor, öte yandan aklim bu düsünceyi ütopya diye sansürlüyor. hayir kapitalizm bana bu sansürü ögrettigi icin degil. insanlarla hepimiz az cok tecrübe yaptigimiz icin...
öyle degil mi?

cüneyt uzunlar dedi ki...

dream white, peşin peşin bilmelisin ki ben köleyim...

ve tahminen köle olarak öleceğim...

iktidar kavgasız ilişkiler yetiştiriyorum boşukta, suyu muhabbet, havası çay, kahve, alkol, güneşi yaratıcı etkinlikler...

denemeye ve yenilmeye değer...

her seferinde daha iyi yenilmek kaydıyla...

yanaklarından öpüyorum, kucaklıyorum...