1.
Gılgamış
Afşar Timuçin. Bu ismin bütün isimler içinde ayrı bir yeri var. On yedi yaşımda girdiğim Afşar Hoca'nın ilk Halk Bilimi dersi'nde Gılgamış Destanı'yla tanıştım. Dersin başlarına bu destanı koyması, önemine işaret ediyordu. Beni o ilk ders mahvetti. Gılgamış işim gücüm oldu. Gılgamış ömrümü yedi. Peki destanda önemli olan neydi?
Gılgamış'ın ölümsüzlük arayışı mıydı? O zamanlar için sanırım evet. Tanrısız bir genç olarak bu izleğe yakalanmıştım. Dört bin yıldır insanlığın ölümden sonraki yaşamı hayal edişinin yanında ölümsüzlüğü arayışı da bitimsiz bir uğraştı. İçimde gizli bir ses ölmeyeceğimi söylüyordu. Gençliğin verdiği 'emniyetle' öyle düşünüyordum. Önümde çok zaman vardı ve bütün işlerimin yanına ölümsüzlüğü bulma uğraşını ekleyebilirdim.
Yıllar geçtikçe Gılgamış'ın kıralı olduğu Uruk Şehri'nin ne pahasına kurulduğunu düşünmeye başladım. Şehrin yükselen duvarlarında, zigurratlarda işçilerin cesetleri gömülüydü. Gılgamış'ın ölümsüzlük arayışında gençlerin, çocukların, kadınların, yaşlıların cesetleri birer basamaktı. Kıralın bekası için kulları feda olsundu. Kızların kızlıklarını kocalarından önce bozma hakkına sahip Gılgamış'a öfkelenmeye başladım. Artık bu destanın ilgimi çeken yönü değimişti. Gılgamış kendi mevcudiyeti uğruna kimsenin mevcudiyetine itibar etmeyen zalim bir kıraldı. Ve evet! Artık ölümsüzlük umurumda değildi. Ben'in anlamı zayıflamıştı.
Enkidu
Ve gide gide Enkidu'ya ulaştım. Uruk halkı, zalim kıralın zulmünden kurtulmak için tanrılardan, Gılgamış'ın gücüne eş güçte bir hasım tâlep ederler. Ve Aruru, Enkidu'yu yaratır. Enkidu üçte iki hayvan üçte bir insan, Gılgamış'ın itktidarını sarasabilecek güçte bir yaratıktır. Gılgamış onu şehrin bir parçası yaparak, vücudunu vücuduna katarak soğurur.
Yani gene yıllar geçti ve zihnimde Gılgamış tabiatı ve saflığı yok eden, hilebaz, yalancı uygarlığın simgesine dönüştü. Enkidu ise tam tersi değerlerin sembolü oldu. Gılgamış uygarlık, şehir, Yunan, ABD, Dr. Jekyll idi. Enkidu ise yaban, taşradaki, barbar, Irak halkı ve Mr. Hyde idi. Enkidu'yu okkadar kafama taktım ki oturdum Gılgamış Destanı'na karşılık Enkidu Destanı'nı yazdım.
2.
Batı'nın Bâtıllaşması
Manguel'in Kelimeler Şehri'nde ise Gılgamış ve Enkidu'nun bir araya gelişi uygar ile yabanılın birleşmesi, barışması, bütünleşmesi. İkinin bir olması. İkiliğin kalkması. Âdil bir beraberliğin tesisi. Uygarın ihtirası ile yabanılın bilgeliğinin bireşimi. Ancak her şeyden önemlisi ne uygarın ne de yabanın birer özgün kimlik olarak yitip gitmeyişi. Kendi ıralarını koruyuşları.
Oysa Gılgamış ve Enkidu'nun sonrasında ortaya çıkan birçok ikizlik anlatısı uzlaşmaz çelişkiler anlatılarıdır diyor Manguel. Yunan'a karşılık Barbar; Doğu'nun Labirenti'ne karşılık Batı'nın Haçı; Uygar İnsana karşılık Köpek Başlı İnsanlar (ki jude-hristiyan kültüründe bu köpek başlı insanlar arasında Moğollar, Çinliler gibi Türkler de var); uygar müslümana karşılık kâfir, civil'e karşılık egzotik; şehre karşılık taşra... Bu tür ikici anlatılar ve algılamaların nedeni şehir yaşantısındaki etkinliklerin giderek mekanikleşmesi ve mekanikleşmenin aşıladığı korku ve korkunun yarattığı öteki olmalıymış Manguel'e göre.
'Biz'de de Araplar'a, Çingeneler'e, Yahudiler'e, Ermeniler'e, Aleviler'e, Rumlar'a ve Cumhuriyet'in son otuz yılında İstanbul dışındaki Kürt nüfusun artışıyla Kürtlere yönelik bir ötekileştirme söz konusu oldu. Türkiye son birkaç yıldır çokkültürlü olma yolunda acı çekerken İngiltere (Brown), Fransa (Sarkozy) ve Almanya (Merkel) çok kültürlülükten içe, millileşmeye, arileşmeye dönmeye başladı. Türk aydınlarının kıble edindiği kültürler -Yunan'a karşılık barbarlar gibi- ilkel analojileri canlandırırken Türkiye çok kültürlülük yolunda bir ileri iki geri tarzında da olsa adım atmakta. Zengin Batı şimdi çok kültürlülüğün birleştiriciliğine karşılık, millileşmenin parçalayıcılığını vaz ediyor.
Milli Önyargılar
Romancı Oliver Goldsmith'e göre milli önyargıların, vatan sevgisinin kaçınılmaz sonucu olduğunu düşünmek bir aldatmaca ve hezeyandır. Eğer öyle olsaydı bâtıl inanç ve coşku da dinin kaçınılmaz sonucu olmak gerekirdi.
Kyreneli Eratosthenes
Son olarak, milattan önce III. yüzyılda İskendireye'de yaşamış Eratosthenes insan ırkının Yunanlılar ve Barbarlar olarak ikiye ayrılmasını reddediyor. Eğer insanlar arasında illa bir ayrım yapılacak ise bunun erdemlilik ve yalancılık nitelikleri üzerinden yapılması gerektiğini söylüyor. İşte burda işler sarpa sarıyor. Zira herhangi bir milletten hem erdemliler hem de yalancılar çıkabilir. Birçok Yunanlı yalancı olabilir buna karşılık Kartacalalılar, Aryanlar, Hintliler gibi barbarlar ise Yunalılardan çok daha incelikli bir uygarlığın tadını çıkarmaktadır.
Cümleler No:14
-
Fırlayıp kaçmasın, arabaların altında kalmasın diye çocuğun elini sıkı
tutuyorsun belki sırf bu yüzden çocuk elini çekmeye çalışıyor ve sen daha
çok sıkıyo...
1 hafta önce
4 Reaksiyon:
senin yasadigin trendi bende yasadim.
hatta sonradan enkiduye de kizdim ve humbaba da takili kaldim.
enkidu da sanki biraz hainlik vardi.
gerçi senin kadar tum destani okumadim, sadece bir iki roman ya da kitap okumuslugum var.
Humbaba biraz daha karmaşık... Sedir ormanlarının bekçisi Humbaba... Sedir ormanları ise kuzeyde... Anadolu'da... Mezapotamya'daki Sümerler, Akadlar ve Asurlar kuzeyden gelen saldırılarla yıkılmışlar... Avcı savaşçı topluluklar gelip şehirleri talan etmişler... Zaman içinde avcılarla tarım toplumu kaynaşmış ama emniyet ihtiyacı yedeğinde din olan asker bir toplum yaratmış...
Humbaba ise şehrin ahşap ve ticaret ihtiyacınn önünde engeldir... Bir anlamda kuzeyden gelen tehdidi sembolize eder görünüyor...
Enkidu ise halkın talebiyle gelmiş ve şehre denge sağlamış... Evet kendi kimliğinden bir şeyler yitirmiş ama onu kabul eden şehir de kendinden bir şey yitirmiş... Bu bir tür dengelenme...
Humbaba ise şehrin varlığını/mevcudiyetini tehdit eden bir unsur en az Gılgamış'ın ve Enkidu'nun mevcudiyetini tehdit eden tanrıça İştar kadar...
cuneyt,
yukarida iktidara, isgale, guce..karsi gelen soylemlerin vardi.
peki gorece "medeniyet" denilen sey de bir guç ve iktidar bicimi degilmidir?.
medeniyeti 'yukseltmek' için baskalirinin ormanini ihlal eden uruklu iki kahramanimiza karsi ormanin asil yerlisi humbabayi oldurmeleri sana çeliski gelmiyormu!.
ne zamandan beri direnen yerli halk "unsur" oluyor.
bu beyaz adamin jargonuna benziyor.
son olarak; yorumun da istara da tuhaf bir gonderme yapiyorsun. tehdid bence o iki erkegimiz yapti gibi me geliyor.
Bu hikâyede ormanı işgal edilen Enkidu zaten...
Ormanından koparılan Enkidu zaten...
Enkidu'ya link verdim üşenmez de onu okursan daha iyi yanıtlamış olurum seni...
tekrarla,
Humbaba'nın avcı yıkıcı kavimleri simgeleyebileceğini söylemiştim...
Ama Humbaba ormanın yerlisi olarak alınırsa niye Humbaba'nın yenilmesini anlamlı bulayım?..
Kendi değerlerimle niye çatışayım...
Bu kadar zayıf bir görüntü mü veriyorum :))
Destanı biraz daha incelemek gerekiyor sanırım...
Yorum Gönder