Babil Kulesi muhteris ruhun tasarımı mıdır? Yoksa öğrenme, ulaşma, bütünleşme isteğinin mimarisi midir?Burası uzun bir muhabbete konu olabilir. Olmalıdır da. Galiba izleğin bu kısmını tek başıma düşünmek istemiyorum. Bu aşama hakkında karşılıklı konuşmak istiyorum muhabbetle.
Diyalektiği sevdiğim kadar muhabbeti de seviyorum. Muhabbet verdiği sonsuzluk, sevgi ve dostanelik anlamlarıyla daha sıcak geliyor bazen. Çıtır çıtır yanan bir sobada kızaran kestaneler. Nargilenin közünde pişen kahve...
Diyalektik ilerletici, tez ve anti-tezlerden sentezlere ulaştırıcı, müzakereye, polemiğe yakın nitelikler taşıyor. Muhabbet ise. tartışırken karşısındakini koruyan, kollayan, bağrına basan yumuşak bir anlaşma biçimi gibi geliyor. Şimdilik başaramasam da büyüyünce muhabbet eden biri olmayı arzuluyorum.
Ve tabiyatıyla Babil Kulesi'nin izleğinde 'Râb'bin kulede çalışanlara çeşitli diller vererek aralarındaki 'muhabbeti' bozuşu, işçileri dağıtışı, birbirlerini anlamalarının önüne geçişi en çok ilgimi çeken kısım. Çünkü hâla o babdayız.
Babil Kulesi ile sıcak temâsım ilk Paul Auster'in Cam Kent üçlemesi ile gerçekleşti. Cam'ın tarihi üzerine bir deneme yazmaya girişmiştim. Antik Mısır'daki cam boncuklardan Bauhaus Okulu'nun tasarımı cam gökdelenler ve ordan da New York'a varmıştım. Cam Kent bu noktada belirmişti. Auster'e göre örtük anlamda Babil Kulesi New York'da zuhur etmişti.
New York'un halkı da görünüşte aynı Babil Kulesi'nin çalışanları gibi tek bir dile sahipler. Ve 'dünyanın başkenti New York' gide gide dünyayı tek bir dil içinde anlaşmaya zorluyor. Yani Tevrat'ta belirtildiği gibi ilk başta nasıl bir dil var idiyse sanki yine tüm insanlık bir dil altında toplanmaya çalışılıyor.
Irak'ın, Afganistan'ın işgâli, İsrail ve Ermenistan'ın Batı Dünyası için arz ettiği önem ve icraatları emperyal emellerin, stratejilerin yanı sıra mitolojik bir alt yapıya da sahip.
Tüm dünya hıristiyan-yahudi ekininin çığı altında kalarak tek dilde konuşmaya başlasa da Babil Kulesi'nin 'Râb' be yükselişi mümkün olamayacak. Nemrud galebe çalamayacak. Çünkü aynı dili konuşsalar da gene insanlar birbirlerini anlayamayacak. Çünkü herkesin ihtiyaçları tıpkı bugünki gibi çoook farklı olacak.
Barış talep edeni istilacı, istilacının gerekçelerini/rasyonellerini toprakları işgal edilenler anlayamayacak. Sefiller lümuzininin tekerleği patlayan adamın sıkıntısını, limuzinli adam evine seks kölesi olarak gönderilen, en önce babası tarafından tacize uğramış yoksul kızı anlayamayacak. İşçiler morgıç muhterislerinin yarattığı ekonomik krizi, morgıççılar işsiz kalınca evinden atılacak işçileri anlayamayacak. Eline kalem alan her hırçın delikanlı kendi fikrine en yakın, en hoş görülü, en ulaşılabilir elemana saldıracak çünkü onu anlayamayacak.
Orsın Vels ben gençlik nedir bilirim ama sen yaşlılık nedir bilemezsin der a. Tok açın hâlinden anlamaz denir a. Aynı şimdi olduğu gibi kapitalist toplumların geleceğinde de muhabbet olmayacak. İsterse tüm dünya mükemmel bir dilbilgisi ve diksiyonla ingilizce konuşsun. İstenirse uzaya asansörle çıkılsın.
Kıssaca Babil Kulesi'ne 'Râb'bin indirdiği lânet, efendi köle diyalektiğine, efendinin köleyi kölenin efendiyi anlayamamasına işaret eden derin bir bilgidir. Görece eşitlikçi, özgürlükçü ve âdil bir dünyada ancak bu ahval yavaşça aşılacak... Ama böyle bir dünyayı arzulamak, böyle bir dünyayı çekmek ve şimdiden muhabbete dalmak gerekebilir.
Bu notta kardeşim Manguel'den alıntı yapmadım. Fakat bu yazıyı kışkırtan gene Kelimeler Şehri'dir. Hak geçmesin.
2 Reaksiyon:
bu anlamamak / anlaşılmamak bahsi benim de kafamı yoruyordu bu ara. aklım fikri yüz çeşit peynirden, bin çeşit makarna tipinden vs. hangisini seçeceğiyle meşgul olan adamla, ekmeğini arayan adam arasındaki aşılamayacak düşünsel / duygusal fark bir tarafa...
maddi eşitliğin bile kapatamayacağı problemler var. diyelim "kendine yabancılaşmakta eşit olan" (sosyalist bile denebilir) yusyuvarlak bir dünya bizi tatmin edecek mi?
etmeyecek bana kalırsa... Mao kültür devrimi sırasında yeni insanı yaratalım derken,,, benim anladığımı mı anlıyordu, hiç bilmiyorum.
muhabbetle..
Kule, kurucu aklın, erkin, iktidarın simgesi...
Sosyalist dünya kurucu aklın gölgesinde kaldı geçmişte ve sosyalistler hâlâ aynı eğilimde görünüyor...
İktidarsız bir sosyalizm mümkün olsa yabancılaşma sürer mi?..
Sürmeyebilir...
Zira iktidar, düşmana gerek kalmadan sosyalizmi kendi yıkıyor...
Anlaşma niyetle ve mesaiyle ilgili biraz da...
Yorum Gönder